
Yaklaşık yetmiş beş yıldan bu yana uyguladığımız demokrasimizi içeriden ve dışarıdan uğradığı birtakım müdahaleler sonucunda arızalarını ve kusurlarını telafi edemeden ağır aksak yolunda ilerlemektedir. Bu ilerlemenin sonunda son dönemde karşı karşıya kaldığımız problem daha da ağırlaşmış vaziyettedir. Partili başkanlık sisteminin uygulamaya geçmesi sonucunda devletimizin temel ilkelerinden olan kuvvetler ayrılığı ilkesi zaafa uğramıştır. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin zaafa uğraması sonunda hukuk kavramı da zedelenerek toplum nezdinde daha onulmaz yaralar meydana getirmiştir. Ayrıca, siyasi partilerin temel görevleri toplum ile devlet ikiliğini ortadan kaldırmak üzerine kurgulanmıştır. Ne yazık ki bugünkü bazı siyasi partilerimiz toplum ve devlet ikiliğini ortadan kaldırmak yerine bunu kaşıyacak eylemlerden de geriye durmamaktadır. Böyle olduğunda bir ikincisi de, bunun sebeplerinden bir tanesi toplumdaki temsiliyet hakkının ikiye bölünmüş olması ve gerçek vesayetin Siyasi Partiler Kanunu ve diğer kanunlarla kurulmuş olmasına rağmen bunun üzerinde hiç durulmamış olması Parlamentonun yasama hakkını da sekteye uğratmış vaziyettedir. İşte, bu bakımdan bakıldığında Türkiye’deki siyasi partiler siyasetin temel unsuru olan vatandaşın hak ve menfaatlerini korumak, ülkeyi medenileştirmek, zenginleştirmek, hukuku ve adaleti tesis ve ikame etmek yerine işin kolayına kaçarak etnik ve mezhebî aidiyetler üzerinden seçmen devşirerek, bu seçmenleri bloke ederek iktidar yolunu aramaktadır. Böyle bir iktidar yolu açıldığı takdirde bu iktidarı eline geçirenler geçmişten gelen birtakım törelere dayalı olarak devleti “Ganimet galibin hakkıdır.” diyerek yönetilme eğilimine de ciddi manada sokmaktadır. Bu ilke uygulandığı takdirde adalet, hukuk, ahlak, hepsi ortadan kalkmakta, devletin hak ve imkânları kamu vicdanını incitecek bir şekilde icra edilmekte ve bundan da çok zarar görülmektedir. Türkiye’de gerçek demokrasinin tesisi için bu işlere riayet edilirken ayrıca şunu da sormak istiyorum: Bizim ülkemizde siyaset, iç ve dış siyaset uygulanırken yumurta, tavuk hikâyesi vardır; hangi hangisinden çıktı. Bugün bölgemizde meydana gelen gelişmelere bakıldığında, Türkiye ciddi problemlerle karşı karşıya ve meydana gelen uluslararası çalışmaların hiçbir tanesinde devletimizin temsiliyetini de görememekteyiz. O bakımdan, Sayın Dışişleri Bakanımızın Komisyona gelerek bu konulardaki endişelerimizi ortadan kaldırması, belki bu terörsüz Türkiye problemine yardımcı olabilir. Aksi takdirde, bu telafi edilmezse kendi kendimize soracağımız “Biz masada mıyız, menüde miyiz?” sorusuna cevap aramak durumuyla karşı karşıya kalırız.
O yüzden, ben bu lafı daha fazla uzatmadan, içinde bulunduğumuz problemlerin çözüm yolunu Mehmed Akif’in şu dizelerinde arayabileceğimizi düşünerek onu okumak istiyorum:
“Dâhilîdir sadme… Hâriçten değil… Asla değil!
Gökten inmez bir de hiçbir şey… Bütün yerden taşar,
Kendi ahlakıyla bir millet ölür, yahut yaşar.”
Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Parlamentonun ve hepimizin görevi bu millete ahlakıyla, vicdanıyla, birbiriyle kavga ettirmeden yürütmek ve siyasette kullandığımız dili vicdanımızın dili olarak kabul ederek seviyeli kullanmak zorundayız.
Hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.
https://x.com/DemokratGelecek/status/1955341297142927410
HABER/ Ümmügülsüm KATIRCI




